<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Tekil Eserler - Hikaye Birahanesi</title>
    <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler</link>
    <description>Tekil Eserler evrenindeki son bölümler.</description>
    <language>tr</language>
    <atom:link href="https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/feed.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/>
    
    <item>
      <title>Ey Bahar!</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/ey-bahar</link>
      <description>Her Yaşamın Masalını Söyler: 
Ey Bahar zaman geçiyor,
İnsanlar gidiyor
İnsanlar göçüyor
Ben ise hissediyorum senin son demini.

İçimde dalgalanan
Bu boş deniz
Ne anlama geliyor,
Ve neden?

Ey Bahar! Bir dörtlü daha geçerse
Mevsimlerin şeceresinden
Geride kalacak mısın?
Yoksa solacak mısın?
Ellerime uzanan bu elektrik,
Bileklerimdeki uyuşukluk,
Kalbime oturmuş şu bulut,
Zihnimdeki ağırlık

Yarın olsa
Kabullenemeyecek,
Dünü ise
Kabul edemeyen
Bir anlık bir parıltı,
Yoksa çoktan duman mı oldum ben?
Ey Bahar, görmek istediğim çiçekler nasıl soldu?
Nasıl kaçtı bütün kuşlar?
Senin sıcaklığın ne zaman bu kadar soğuk
ve bu kadar umursamaz oldu?
Nasıl değiştin Bahar?

Yuvanda kurduğum onca rüya,
Dışarı mı atıldı?
Hayır aslında
Ben tükendim Bahar.
Sen ise hiç bana yanaşmadın.

Aslında biliyorum herkese bu kadar yakındın.
Herkesin elini birkaç saniye tutarsın.
Elinde sonunda biriniz solmak durumdasınız.
Seni besleyecek her yeni ruhu yeşerten,
Yine senin kovdukların.

Ey Bahar, çok kez karaladım,
Çok kez oynadım kelimelerimle,
Çok çizgi attım,
En çokta kurdum kafamdaki çizgilerle.
Sonuçta bir suçluda benim.
Olmayan bir şey eyledim seni,
Bana veremeyeceğin şeyler istedim.

Bir tırtıl uçamaz tırtıl iken,
Ve bir kuş suyun dibinde oturamaz istediği kadar,
Bir aslan yaşayamaz öldürmeden
Bir insan nasıl var olabilir pişman olmadan?

Karnımdaki bu var yok ağrı,
Boynuma serpilmiş gerginlik,
Ayaklarımın sarsıntısı,
Ciğerlerimin tıkanıklığı

Yarın olsa
Kabullenemeyecek,
Geçmişi
Kabul etmek durumunda,
Bir anlık ömür...
Yoksa öldüm mü çoktan?

Ey Bahar, ne kadar uzaktasın sen?
Rüzgarların beni kapsasa
Ve beni boğsa bile  
 Artık şüphe ediyorum kendimden.

O kovuk, o nokta, o boşluk
Çok sıcak geliyor bana,
Eritiyor beni,
Korkutuyor beni.

Ayaklarım kayıyor
Düşüyorum sonsuzluğa doğru
O an seni seçebiliyor gibi geliyor gözlerime
Büyük bir ağaç filizleniyor gibi
Büyüyor gibi.
Biliyorum aslında sadece
Aldatmaca, bir eski.

Bu kurumuş halimle ben Bahar,
Senin kokunu nasıl koklayacağım?
Bu yorgun halimle Bahar,
Senden sonra gelenleri
Nasıl kucaklayacağım?
Bu kozadan nasıl çıkacağım?
Ben yarına nasıl bakacağım?
Nasıl güvenecek,
Nasıl sevecek,
Nasıl bir adımın ardına bir adım getirecek,
Ne halde olacağım? 
 Ortasıdır Bir Üçlemenin.</description>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 21:21:49 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/ey-bahar</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Duvar</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/duvar</link>
      <description>Işıklar gözümü aldığında anlıyorum sabah olduğunu. Toprak yaş ve soğuk hissettiriyor. Bazen ellerim uyuşmuş oluyor, parmaklarımı oynatma kabiliyetimi kaybettiğimde panik içine düşüyorum. Lakin birkaç küçük hareket ile bir soğuk incelik sinirlerimden sızınca az olsun rahatlıyorum. Parmaklarım karıncalanmaya başlıyor.

Ben uzun süre önce konuşmayı unutmuş olması gereken biriyim. Bir insan dili konuşabiliyor olabilmem bile beni şaşırtıyor, bu bir mucize dedirtiyor. Bunları kazıyor olabilmem hayret verici. Uzun bir süredir belki de olduğum yerde bulunma sebebim bu sebeptir diye düşünmüyor değilim.

Lafı dolandırıyorum, kusura bakmayın. Normalden daha kısa tutacağım zannedersem. Nasıl gözümü alan ışık sabahın habercisi ise bu duvarların ardında kaybolan güneş tam aksi. Uyumam pek mühim değil sanırsam fakat, bu cümleleri kazımaz isem bir başıma bir tek kendi huzurumda yine kendimle ne yaparım bilmem. Bundan dolayı sabahları önemli benim için. Her gün değişen irili ufaklı taşları bulmak gerek. Bunları iyice kırıp şekle vardırmak gerek. Sonra bu ağaçların sürekli dolandığı kara kuru kabukları gövdesinden ayırıp bir zemin oluşturmak gerek. Sonra da kazımam gerek. Bu duvarların uğruna.

Neden?

Bilmiyorum. Pek çok şey gibi bunu da bilmiyorum. Ancak yorucu hissettiriyor nedenlerini düşünmek. Buradan nasıl çıkarım, duvarların ardında ne var, burası neden var? Pek çok soru ve hiç bir cevabı yok. Aklımı bunlarla yitirdiğim zamanları hatırlar gibiyim. Gerçi bir kaç bulanıklık dışında kendimle özleşen bir parça bulmakta zorlanıyorum düşüncelerimde.

Sonsuzluğa ulaşmak için onu tecrübe etmek gerekmiyor sanırım. Ben ettim. Her gün her içsel kırılma, zihindeki girdapların taşması, ellerimin ve kollarımın duvarlara vurmaktan kanaması. Hissizlik ve hareketsizlik oluyor bazen, ulaşılmaz yıldızları izlerken, güneşe bakmaktan kör olduğum her sabahın ardından yenilenirken: gözlerim ve ellerim ve ağaçlar ve taşlar.

Burası hakkında düşünmeyi bıraktım demek doğru olmaz, kazıyorum bunları ağaçlara. Her sabah kayboluyorlar yazılarım ve yeniden kazıyorum. Duvarları milyonlarca yıl izlediğime şahit oldum, bazen üzerinde bir kapı gördüğüm bile oluyor. Bir şekil bir çizim gibi, bir çıkış arıyor zannederim zihnim. Ancak yaklaştığımda yekpare dokunuşu parmak uçlarımı yeniden yakıyor duvarın.

Birkaç yüz bin yıl önce duvarların ardında ne olduğuna dair tahminlerimi sizinle paylaşabilirdim. Şimdi ise bunun bir konsept olduğuna, bunun var olduğuna bile emin değilim. Duvar bütün soğukluğu ile mevcut ve ardı benim için yok. Işıklar gözümü almayacak bir zaman kim bilir. Fakat eminim ki ben duvarın ardında olmayacağım, arkasını görmeyeceğim. Ben duvara bakacağım, duvar hiç bir şey yapmayacak. O soğuk ve tüm, beni çevrelediğinden habersiz bir duvar.

Gök yine kapanıyor, duvar.</description>
      <pubDate>Sun, 17 Dec 2023 22:43:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/duvar</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Bir Baltaya Sap Olmak</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/bir-baltaya-sap-olmak</link>
      <description>Tek bir yolda. Henüz bitmedi yolculuk ama yolcu yoruldu. Doğrudur kuralı bu yolların.

Ağaçlar içine vardı mekan. Sardı gözleri nahoş gölgeler. Yolcunun adımları yavaş, yolcunun adımları sakin.

Beride yol seçilmez, ileride menzil gözükmez. Yolcu durmak ister. Sinmek ister kovuğa, yolu da kendini de unutasıya.

Beriden gelmesinler aramaya, İlerisi ise söz verilmiş toprağa varır. Gidilmez.

Sesler yoktur, ne de hisler. Duygular ise büyük bir boşluktur nasılsa hiçlikten edilmiş iğnelerle dolu.

Acıtmaz canı sadece vurur göğsün sinesine. Varır dalgalar şahlanır pınarlarına gözlerin. Ahkam keser yol çamur edip toprağı ve daha derine batırır paçaları.

İsimler kalmaz ve yerler bütünlüğe dağılır. Kişilerin gölgeleri hatırlanır ta ki kendi gölgenin ayrılışını izleyesiye.

Kovuk güzel, kovuk sıcak.
Kovuk boş ve kovuk işkence.
Yol güzel, yol heyecanlı.
Yol uzun ve varması imkansız.

Yolcu yorgun.
Sırtı vurgun,
Taşımaktan koca bir yükü.
İçi havadan keskilerle dolu.

Yolcu gider.
Yolcu durur.
Orman çıkmaz gözden
Ve metresi kovuk ayrılmaz peşinden.

Çöktüğünde dizleri yorgunluktan.
Başı bile oynayamaz vurgunluktan.
Manzarası olmayan bir gök iken.
Kovuk fısıldar kulağına,
Nasıl bütün merhametiyle,
Onun kellesini keseceğini söyler.

Bir taş daha düşer kafasına.
Bakın ona yalvarır bakın ona.
Bir çocuk gibi üzgün ve şımarık.
Bir taş daha gelir kafasına.

Gelir de başka bir yolcu varırsa yanına.
İtekler de itekler.
Orman yalnız orman siyah.
O tekil, bakın ona.

Bakın ona ala bulanmış saçlara.
Neden ister de ister?
Bulur bir yordam keser kendi yolunu,
Yolcu geçer gider yanından.
Yolcu kalır yolcu gidince,
Bir başına ve tek başına.
Bakın ona bakın
Çirkef gerçekliğin tek imzasına
Kendi kaleminden çıkan mürekkep,
Kafasında atılan taştan.
Kovuk ise yolu ayırdığı baltanın gülü!

Eh Yolcu ben de senin ağzına,
Der misin sonra yol zordur.
Eh Yolcu ben kalıbına,
Düşer misin bir başına?

O kovuk az bile sana.</description>
      <pubDate>Fri, 01 Jan 2021 22:41:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/bir-baltaya-sap-olmak</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Dik... Kıymık</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/kiymik</link>
      <description>Gözlerimin önünde var olan bu şey.

Şüphesiz ki bu bir insan. Benim gibi… mi? Oldukça uzun. Metrelerce, kilometrelerce ve onun dışında hiç bir şey seçilmiyor bu rutubetli, pislik dolu, gerçeklik için fazla büyük olduğunu zanneden yerde. Ve hissediyorum bacaklarıma kadar uzanan çimenlerin hareketsizliğiyle, burada ki her şey yok oluşa terk edilmiş aynı onun gibi.

Canı acıyor olmalı her ne kadar çehresini seçemesem de. Bu dev, kelimenin tam anlamıyla, arkasını bana vermiş bulunuyor. Hareketsiz şekilde olmayan bir gökyüzüne bakıyor. Saçlarının başlayıp boynunun bittiği yeri görüyorum. Ancak bu büyüklüğü ile birlikte bulunduğum yerden sadece vücudunun sisler ardında kaybolmuş temsilini hayal ediyorum.

Ben neden… Hayır, merak etmem gerekiyor bu gözlerime çok açık şekilde serilmiş yeri.

Yürüdüğümü hatırladığım zamanlar var burada. Bu çimenler fazla mı tanıdık acaba. Belki de çehresini görebileceğim bir yer buluncaya kadar yapacağım yalnız yürüyüşün daha anlamlı olması için kurguluyorum bunları, yapmadığım şey mi ki? Birkaç yerden geçtim sanırım. Her attığım adım biraz daha anlamsız geldi bana. Geçtiğim yerleri yarım yamalak hatırlıyorum. Sanki oralardan geçen ben değilmiş gibi. Öyle de değil, sanki bu yerlerden bir salisede geçip içinde attığım binlerce adımda yıllarca kalmışım gibi. Adımı bir asırda atmışım, her şey saliseler içinde benden uzaklaşırken…

Anlamsız gerçekten.

Ancak bir tepeye vardım. Kulaklarının arkasını görebiliyorum ve yanaklarını. Arkaya gerilip öylece kalmış. Hareket etmiyorlar. Dondurulmuş... Aslında, sanırım daha rahatsız edici bir şey var onun bu sıkışık ifadesinden. Sanırım o beyaz yani bembeyaz.

Yani fazla beyaz, mermerimsi. Tarif etmesi biraz zor, baktıkça çevresi parçalanıyormuş gibi gözüküyor.

Rutubetin sisini izlediğimde aklıma gelen tek şey bir, delik. O bir deliğe benziyor… Gerçekliğin içine açılmış yada burası her neresi ise oraya bırakılmış. Çevresini kendi şeklinde parçalamış ve bu şekilde kalmış.

Gerçekten anlamsız. Bir şey yanlış hissettiriyor. Bunu çevremde bir doğruya referans olacak bir şey olmadan söylememde bunun bir parçası ironik olarak. Yada düşüncelerimin apatiden istihzaya kayması da örnek olabilir.

Ben tekrar yürümeye koyuldum, tepeden inip.

Yerlerden geçtim ve her adımım bağlamsal olarak yanlış hissettirdi. Ben buradan onu göremiyorum. Ben geçtiğim yerlerden onu göremiyorum, sadece geçtiğim süre içinde. Tam olarak anlamıyorum bende. Bir yayı izleyerek yürüyorum ve ileride bir dağ gördüm. Tırmanması çok daha zor olacak kesinlikle.

Burası kesinlikle sahte. Ya da benim çakma olan.</description>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2020 22:37:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/kiymik</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Uyum</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/uyum</link>
      <description>Her Gece Masallarını Söyler

 Uyku ile sahroş;
Açlıkla bulanıyor zihni.
Negatif uzayla sarılmış,
Duyarsız hisleri.

Renkleri aynılaşan dama taşlarına
Devamını soruş.
Gerçekten cevap almak umuduyla
Geleceksiz bekleyiş.

Merak konusu sözünün
Kırık göğün yüzüne bakan insana,
Ne oluyor çarpık uyumuna düşündüklerinin.
Fikri kadar teni de düşecek yargıya.

Boş bir tuvalken kendisi
Anlamı var mı, doldurmaya çalışmanın?
Hakkı yoktur belki,
Buraya düşünce çizgisini çekmenin.

Tek renk ve yekpare,
Tekerrür eden sindirişleri
Beyazı, siyahı törpüler
Kalmışsa farklı renkleri.

Devamı ne kadar değerli?
Uyak kaçınca tekrardan birkere
Yarık yerin yüzü cevap verir mi,
Tekrarları yeniden nüksederse.

Dünyasının sonunda yürütülür
Ufkunun ince çizgisi.
Ağır adımlarla yenileri alır
Fiskelerden yıprananların yerini

Saat kaçı vururda
Getirir şafak kapısına güneşi
Ne zaman olurda
Taşlar giyinir yalan renkleri.

Ayışığı hangi vakit sökülür zafir gökten,
ve düşer gözlerin son direnişi
Atlanır güvenliğine bilinç aşağısının.
Yok olurmuş ya sanki,
Dama tahtası,
Karışmış çizgi yumağı,
Ak siyahı;
Kara Beyazı. 

 İlkidir bir üçlemenin. 
</description>
      <pubDate>Mon, 13 Jan 2020 21:57:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/uyum</guid>
    </item>
    <item>
      <title>.mürekkep</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/muerekkep</link>
      <description>Selam mı denir? Merhaba mı, nasıl başlanır söze? Bilmem ki nasıl görünecek zikrettiklerim sizin göze. Ama anlatayım yine de, varsa ivediliği kelimelerin belki işlenir birilerinin zihnine. Kararsız tümcelerim içine düştüğüm tekrarı açıklamak amacıyla var oldular, ama isteğim haricinde olsa yada olmasa içlerine damlayacaktır özüm sözlerimle. Aslında dürüst olmam gerekirse, kendimi sakin... Hayır sakinim, başlamalı artık tasvire.
Benim hayatım açık sözle bir mapus hayatıdır. Neresi bilmem burası ancak buranın içine hapsedildiğim bellidir bana. Nedenini de, pek bilmem. Aslında bilmediklerimi saymakla sürdürürsem cümlemi size de pek bir şey gösteremem. O sebeple bildiklerimden gitmeli düşüncemin çizgisi. Evet, mapus hayatı yaşıyorum şahsımın ,ve muhtemelen kimsenin, yerini öğrenemediği bir yerde. Ancak, buranın nasıl bir yer olduğunu size öğretmem mümkün. Burası bir koridor. Uzunca bir koridor. Fazla çok fazla... Sonsuzca uzunlukta bir koridor demeli en iyisi. Sol tarafı ,zımparalanmış olduğunu zannettiğim taşlardan yapılmış. Sağı daha kusurlu kesme taşlardan kurulmuş. Aralarında ki fark ise sağda bir yerler var. &apos;&apos;Nasıl bir yerler, derseniz?&apos;&apos; oldukça güzel bir soru sormuş bulunursunuz. Cevabı ise kapılar ve hücrelerdir. Hücrelerin parmaklıkları arasında kapılar olsa da, böyle ifadesi daha kolay. Çünkü her yerde kapılar olması sıkıcı... yorucu olmaya baş... Hayır, çünkü kapılar ve hücreler biraz farklı. Kapıların arkası örülmüş -zımparalı taştan örülmüş; böyle fark ettim iki duvarın farklı olduğunu- oluyor genelde. Hücreler ise her zaman, yani her zaman aynı. Ne kadar aynı? Ne kadar mı aynı? Hepsi 14&apos;e 11 adım genişliğinde, içleri boş; yani bir metal bardak, hani o parmaklıklara sürülenlerden, hariç hiçbir şey yok içlerinde. Bunlar koridora rastgele dizililer.
Şimdi yanlış anlamayın istisnalar vardır eminim bu anlattıklarıma ama ben uğraşmak... Hepsini inceleyemediğim için böyle aynı olduklarını varsayıyorum. Çünkü her kapı ve hücreyi incelemem bu yerin doğası sebebiyle ne olası ne de benim için güvenli. Ben burada yalnız değilim. Sanırım değilim. Evet, ben muhtemelen, burada yalnız değilim. Burada göze görünmeyen bir şeyler var. Demem o ki &apos;&apos;hayalet&apos;&apos; değiller. Onlar daha çok saydamlar. Biraz camı andırıyorlar. Emin olabilirsiniz ki koluma... Size temas edebiliyorlar. Çok arkadaşlık kurmaya yatkın değiller. Oldukça öfkeli yaratık... Varlıklar. Ama, sadece koridora çıktığınızda size saldırıyorlar. Saldırı mı? Saldırı, evet size koridora çıktığınızda müdahale ediyorlar. Hemen olmuyor ama bu müdahale, genelde sizi takip ediyorlar ilkin. Gizlenmiyorlar da, oros... Gizlenmek konusunda yetenekli değiller, genelde adım seslerinizi taklit etmeye çalışıp başarısız oluyorlar. Tabi, takip edildiğinizin farkına vardığınızı onlara hissettirmeyin. Yoksa kolunuzu kır... Yoksa üzerinize çullanabilirler. Sizi öldürmüyorlar sanırım. Ama ayıldığınızda, rastgele bir hücrenin içine kilitlemiş oluyorsunuz. Böyle olmadığında ise sizi sol duvarın üstünde konuşlanmış parmaklıklı pencerelerin ışığına kadar takip ediyorlar. Sonra da size müdahale ediyorlar, her yönden.
Burası genelde karanlık bir yer. Karanlığın içinde bir şeyleri seçmeniz mümkün ancak, bunun gözlerim için sağlıklı... çevre görüşü için yeterli olmadığını belirtmeliyim. Asıl ışık kaynakları bahsettiğim korkuluklu pencereler. Onların ardında güneş ve gökyüzü ve bir daha sönmeyecek bir ışık... Yani bu karanlık, yete... Ama ya orası dışarısı is... Çıkmak istiy... Dışarı ışığa çı...
Henüz pencerelerin ardında ne olduğunu gözlemleyemedim.
İstisnalar var demiştik. İstisnalar, istisnalar, nelerdir onlar? Misal, bazen kapıların ardı boş değil. Yada boş mu? Yani kapı örülü değil. Bazen kapıların ardı zımparalanmış, ve pencerelerin ardına bakmak için tırmanması oldukça zor, olan lanet olas... taşlarla örülü değil. Ve artlarında bir oda var. Güzel bir oda sanırım. Çok hoş ve karanlık. Adımlarımla ölçecek vaktim olmadı maalesef, nedeni ise saydam peze... saydam varlıkların bu odaları bulduğunuzda oldukça sinirleniyorlar oluşu. Bu odaların içinde merdivenler bulunuyor genelde. Zirvesinde ise yine yeniden yeni bir koridora çıkıyorsunuz. Vardığımız koridor yeni mi, aşağıdaki ile aynı mı bilmiyorum ancak, bu merdivenlerden çıktığınız surette, hemen bir hücre içine girilmesi ve kapının sürgüsünün çekilmesi gerekiyor zannımca. Yapmadığınız taktirde suratsı... varlıklar sizi gerçekten öldürebilir. İçinde bulunduğum hücrenin parmaklıkları yere paralel mevkide eğrilince böyle bir kanı içerisine girdim. Beş gün sürdü, beş gün boyunca... Parmaklılara vurd... Çok fazla ses...Çok sesli, yete... Çıkmak! Çıkmak, buradan çıkmak, dışarı, dış, dış dış dış dış dı...
Başka istisnai bir örnekte şu olabilir. Bazen, sadece dışarıdan açılabilen, hücrelere hapis olduğunuzda; yine gözle düzgün seçilmeyen bir şey hücrenizi izlemeye başlıyor. Tam da parmaklıkların önünden. Bunun şeffaf olanlarla aynı olduğunu düşünmediğim gibi, bir ruh türevi bir şey olduğuna inanmayı da ret etmiş bulundum. Sonra parmaklıkların içinden geçip kendileri yanıma oturdu. Hani evrenimizde var olan neredeyse en temel fiziksel yasalar gözlerimin önünde çiğnendiğinde daha büyük bir korku içine bürünürüm sanmıştım. Ancak pek öyle olmadı. Kendisi, bu görünmez insan, oldukça yardımcı yada öyle olduğunu tahmin ediyorum. İçinde bir hafta uykusuz kaldığınız hücrenizi açmakta yardımcı en azından. Koridora çıktığınızda bir süre size eşlikte ediyor. Biraz güvende hissedebilirsiniz kendinizi yanında, ama yakın zamanda bir pencere bulmadığınız takdirde gitti. Gitmiş oluyor yani. Yanınızda kalamadığından muhtemelen. Tabi neden kalamayabilir? İşte güzel bir soru. Neden kalabilsin ki? Değil mi ama? Neden bir sonra ki pencerede tekrar karşınıza çıkabileceğini düşünün ki? Düşünmeyelim o sebeple... Yoksa şeffaf anasının merhametinden yoksun olan varlıklar sizin bacağınıza müdahale etmeye çalışabilir.
Şimdi şu şekilde çok iyi bir gözlemci olduğunuzu dışa vuracak bir soru sarf edebilirsiniz bana: Sen bunları nasıl yani, iletiyorum size? Kalemle efendim ve bu kesin. İşte kesin şekilde elimde bir kalemle, yazıyorum şu an. Bir kağıdın üzerine buseler konduruyorum. Ben bunları metal bardakların içinde buluyorum. Muhtemelen size de öyle denk gelecektir tahminimce. Kalemi ilkin kendimi burada bulduğumda bulmuştum. Güzel bir kalemdi, biraz eski mi? Daha çok bir antika, müzelik bir parçaya benziyor. Yanıma aldığım da iyi olmuş çünkü diğerlerinin içinde hep kağıt buluyorum. Ve hiç birinin içinde mürekkep yok... Hiç yok hem de. Bir sefer hariç yok, merdivenlerden çıktığımda bulduğum bardağın dibinde bir kısım vardı. Kapıyı kapatmak için koşunca onunda bir kısmı üzerime döküldü. Yine de bir süre daha bu sıkış... Sıkıştı... Mekanı size tasvir edebileceğim sanırım.
Bugün çok ilginç bir hipotez kurdum. Şeffaflar yine oldukça... Biraz fazla hareketlilerdi. Boynumu hissedemedim. Şah dama... Bir şey gird... Acı, fazla acı... Ancak, bu sefer yeni bir şey kavradım. Size aktarmalı bunu, size hemen aktarmalı. Sizce de bu sülaleleri bell... Yani varlıkların bu şekilde davranmaları için bir şey olması gerekli değil mi? Yani bu her zaman ki ,koridora çıktın şimdi ölümünle yüzleş, şeklinde olan bir müdahale değildi. Bunun bir sebebi var ve o da merdivenlere yaklaşmış olamam. Bu iyi bir haber, bu muhteşem hatta. Tahmin ettiğimden daha az mürekkebimin olduğunu fark ettiğimden iyi. Belki, tekrar karşılaşabileceğim. O zaman muhteşem olur, evet o zaman olur.
Tamam, tamam, tama. Yazmak istiy. Tamam diyorum az yazmam lazım. Uyumadım. Bayağı oldu. Hücreden daha çok oldu. Adım sesleri duyuyorum. Ama Saydamlardan gelmiyor. Yine ışıklarda saldırıyorlar ama. Neyse çabuk bulmam lazım merdivenleri. Mürekkep hala az. Buradan çıkm. .. . Merdivenler, evet bulurum yakında. Heralde, umarım.
Dörtgün sonra buldum. Burada gün yok ama neyse. Herhalde öyle bir şey geçti. Kapıyı açtım ama Saydamlar saldırmadı. Bu sefer merdivenler çok yüksek. Uyumam lazım. Ayakta zor duruyorum. Puştlar öldürmeyecekse de burayı tırmanırken düşerim kesin. Kalem muhafazasından çatlakmış bu arada. Etrafına üzerimdekini sardım, ama. Bulacam yazı şeyini işte. Mürekkep. Yakında hücre var orada da uyuyacam. Bir daha buluşmam lazım onunla.

çok ses var. heryerde çok ses var. geçen seferkinden çok yüksek. uyudum. uyandırdılar. hepsi vuruyor parmaklılara. mürekkepte her yere akmış. hareket ettikçe daha çok vuruyorlar. çıkamıyorum. merdivenler yan kapı gidemiyorum. çıkamıyorum. çıkamıyorum çıkamıyorum girecek. içeri gelecekler. sıçtım. bit bit ti m . parmaklık kırılacak korku yor um korkuyorum mürek kkkepte bitec</description>
      <pubDate>Wed, 08 May 2019 21:04:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/muerekkep</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Taş İzi</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/tas-izi</link>
      <description>Uzak diyarların birinde
Eğer unutulduysa ismim bugün,
Hatırlanacağı yoksa bıraktığım hiçliğin,
Yıkın adıma dikilen taşı
Hiçliğimde gidecektir ardından.
Ben unutmadan unutulacaksam eğer,
Yırtın anılarınızı,
Yakın hatıralarınızı,
Beyaz boşluk kalasıya,
Taşın izi kaybolasıya kadar.

Sözlerime karışan her kelime,
Daha içli söylenmişse eğer binlerce kere,
Anlamı olacağı yoksa bir daha söylenir ise;
Karalayın varlığımın üzerini,
Sözcüklerimde bulanacaktır siyaha.
Vaktiyle yaşadığım hayatın
Her anında yaptığım beyanlarım,
Bir şımarık çocuğun
Umutsuz çırpınışına benziyorsa eğer;
Bitirin beni, beyanlarımda bitecektir benimle.

Ben sustum diye susacaksanız eğer;
Konuştuğumda konuşmayacaksanız bir daha,
Tanıştırmayın kendinizi tekrar.
Ne hayatınızı,
Ne ailenizi,
Ne arkadaşlarınızı,
Ne derdinizi,
Ne ölümünüzü,
Ne doğumunuzu,
Alın hepsini;
Alın benden, olmamış bilgilerinizi.
Ben de tanıştırmam kendimi bir daha.

Bedenime ruh üfleyen tanrı halen izliyorsa sizi,
Ancak konuşmak istemiyorsa siz ile,
Küsmüş sanıyorsanız nedensizce;
Yaşayın hayatınızı en aynı şekilde,
En boş şekilde.
Bırakacaktır umutlarınız yakanızı.
En karasında alın bir makası,
Parçalayın yakanızı,
Düşürün dikilen tüm kumaşları.
Kalmayacaktır böylece,
Elle tutulacak bir şeyiniz geride.

Artık sinirlenmekten sinirleniyor,
Korkmaktan korkup,
Yorulmaktan yorulmuşsanız;
Ne üç çeyreğe bir aspirin,
Ne çekip kurtulacak bir dişin,
Sonuçta:
Silinecektir sizliğiniz,
Gidecektir hiçliğiniz,
Bitecektir sıradanlığınız,
Karalanacaktır sözleriniz,
Düşecektir yakalarınız,
Taşınızı da küskün tanrı yıkacaktır zamanla.

Hikaye Birahanesi</description>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2018 20:47:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/tas-izi</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Yıl Sonu Şiiri</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/yil-sonu-siiri</link>
      <description>Bir yıl önce esmeye başlayan rüzgar, kesiliyor hafiften.
Artık dar sokaklarda ıslık kılığına büründüğü zamanları hatırlayan,
Bir iki kişi kalıyor sadece.
Rüzgarın iki senedir estiğini bilen ise, unutuyor anılarını istemeden.

Üç yıl önce başlayan yağmur, yatışıyor sessizce.
Küçük bir bahçenin üzerine çiseliyor bundan böyle;
Rüzgarın yeni, kendinin genç olduğu zamanları hatırlarken.
Aynı dört yıl önce, gökte yalnız olduğu anlardaki gibi...

Beş yıldır havada gezinen bulutlar, ağlamayı kesiyorlar sakince.
Kıt kalan şimşekleri ellerinden kayıyor,
Bazısı saika olarak gözüküyor beriden.
Belli ki hâlâ altı yıl önceki gibi naifler.

Yedi yıl önce sökülen bank, hâlâ alınmamış yerinden.
Terk ettikleri kenarında, olanları izliyor ilgisizce.
Az bir rahatsızlık hissediyor,
Sekiz yıl önce oturağını kirlettikleri vakittekine benzeyen.

Dokuz yıl önce bankın önüne sinen çocuk,
Anlamsızca bakıyor alçalan basamaklara.
Diplerine attıkları boyalar düşüncelerine karışıyor.
Kaç yıldır orada dikildiğini bilemiyor ama.

On yıl önce banka oturan kız,
Yanındaki bir gölgeye bakıyor neşeyle.
Aklında, bulunduğu yerin nasıl bir anı olacağı geziyor;
Yıllar önceki hislerine, benzememesini umarken.

Bu kaybolan seneler içinde, bencilce yılgın çocuk,
Bencilce güçlü kıza bakıyor.
Kız ise yanındaki gölgeye.
Çocuk ne kızın hikayesini öğreniyor,
ne de bakışlarını alabiliyor üzerine.
Kız ise duygularını taşıyor başka şehirlere.
Yılların, günlerin, saatlerin, saniyesinde
Çocuk iniyor basamaklardan,
Kız gidiyor gölgesiyle.
Hafifçe esen yelin son demi,
getiriyor çocuğa isteği son haberi.
Artık sonunda, kimse hatırlamıyor burukça birbirini.

 Hikaye Birahanesi</description>
      <pubDate>Thu, 21 Dec 2017 20:29:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/yil-sonu-siiri</guid>
    </item>
    <item>
      <title>960. Adım</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/960-adim</link>
      <description>956... 957... 958...</description>
      <pubDate>Fri, 22 Sep 2017 19:53:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/960-adim</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Aşık mı Olmak, Aşka Aşık Olmak?</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/asik-mi-olmak-aska-asik-olmak</link>
      <description>İmkansızı sevmek,
Hayalleri istemek,
Adı hayalse imkansızın,
Hayallerin imkansız mı?
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak? 
Aidiyet aramak,
Umutlara inanmak,
Aidiyet umuyorsan,
Umut mu aradığın?
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?
 Yaşamın reddi,
Hayatın gerçeği...
Yalnız kalırken,
Yalnız kalmak istemek.
Aşık mı olmak?
Aşka mı aşık olmak?</description>
      <pubDate>Sun, 27 Aug 2017 19:18:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/asik-mi-olmak-aska-asik-olmak</guid>
    </item>
    <item>
      <title>En Azından</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/en-azindan</link>
      <description>Oradaki! Evet! Evet! Sen, sokaktaki yabancı!
Bir sorum var ama hava çok rüzgarlı.
Yağmur da yakın acaba sorsam olur mu?
Yoksa uzunsa yolun hiç tutmayayım seni.

İyi madem, vermiyorsan hiç ses,
bir soru yakmaz canını.
Şimdi yabancı...
Nasıl desem...
Hiç düşündün mü?

Neyi mi? Şeyi ya...
Şeyi, niye gelmişiz bu dünyaya, var mıymış bir halt?
Ben kaçırmışım, tanrı anlatırken insanlara.

Yok yabancı dalga geçmiyorum.
Yok yabancı neden sinirlenirsin ki şimdi?
Yok yabancı ben senin bütün gün neyle uğraştığını ne bileyim
Yok yabancı ben deli değilim, gerçekten! 
Sadece kaldırım taşlarıyla konuşmayı severim.
Yok yabancı sana denk gelmez hep böylesi. 
Dur yabancı nereye şimdi! 
Bir sorum var; bildiklerim bana anlatmaz, sokaktakiler de söylemezse kim verecek cevabı?
Ah! Gitti yabancı yine.
Rüzgar aldı onu elimdeki fotoğraf karesinden.
Eh! Yine aldı rüzgar elimden, yine, yine!

Sanırım olmuyor artık, eski yabancılar kalmadı da ondan.
Nasıldı o yabancılar, bir bilseniz...
Her şeyin kıymeti farklıydı onlar için .Şimdi !.. Nerde?
Adama neden gelmişiz diye soruyoruz,
Bana kaçık diyor; oldu mu şimdi?

Hem kolayından sordum, ya nereye gideceğiz deseydim?
Ya &quot;10 boyut varmış, 11.sinde mi tanrı yaşarmış?&quot; diye sorsaydım?
Ya nasıl resim çizilir deseydim?
Nasıl müzik çalınır deseydim?
Nasıl şiir yazılır deseydim?

Belki ona cevap verirdi ama kesin yanlış cevap verirdi. Kesin!
Derdi ki: &quot;Öğrenirsin yöntemini sonra yaparsın yordamına göre.&quot;
Eh be adam! Hiç öyle denir mi? 
O işin kolayı ,öğrenmesine öğrenirim de sonra? Sonra ne yapacağım be adam! Şimdi niye öyle dedin de; 
Kör olmadan önce gördüğün son şeyi çizercesine çizeceksin niye demedin? 
Sağır olmadan önce duyduğun son şarkıyı çalarcasına çalacaksın niye demedin? Aşkını yitirmeden önce duyduğun son hissi hatırlarcasına yazacaksın niye demedin?

Peki yabancı, ya &quot;Nasıl yaşanır?&quot; deseydim... O zaman ne diyecektin.
7 bilimiyum 10 milyar insan arasından birisine &quot;istediğin gibi yaşanır&quot; mı diyecektin?
Ya benim istediğim yaşamları almışlarsa!
O zaman &quot;Aşık olarak yaşa hayat sevdiğinle güzel!&quot; derdin.
Peki hiç düşündün mü ya benim aşklarımı almışlarsa.
O zaman da kesin derdin ki &quot;Hayatını insanlığa ada,adın hatırlansın yüzyıllarca&quot;
Ah be yabancı! Hangi insanlığa? 
Bana &quot;sen deli misin be adam&quot; diyene mi?&quot;
Böylesi hep bana denk gelir&quot; diyene mi? 
Yoksa onu da demeyip, canı sıkılana kadar dinleyip giden insanlığa mı?..

Olsun yabancı, önemli değil bundan sonra,
Çünkü demedin ki 
&quot;Önemsiz hayatının, tarihin kirli sayfalarında bir virgül etmeyeceğini bilerek yaşa&quot;.
Demedin &quot; O zaman ben neden yaşıyorum?&quot;
Sadece gittin uzun sokak boyunca,
Neyse en azından yağmura yakalamadan gittin.

 Hikaye Birahanesi</description>
      <pubDate>Sat, 22 Jul 2017 19:06:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/en-azindan</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Kimse</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/kimse</link>
      <description>Cayır, cayır yanıyordu. Yeşil olan her şey küle dönüyordu. Zaten kahverengi olan koca kütükler çatırdıyor, sanki üzerlerinde küçük volkanlar patlıyormuş gibi yarılıyordu gövdeler. Hava kararıyordu. Gündüz mü gece mi belli değil; ciğerlerinizi tıkayacak, nefes aldığınıza bin pişman ettirecek simsiyah bir duman kaplıyordu ormanın içini. Tüm renklerini geri alıyordu doğa ana bu şekilde; yapraklarını toza, toza bulayamadığını kömüre dönüştürüyor onu da yapamazsa kara dumanlarıyla örtüyordu üzerini. Yeşili, sarısı, mavisi, moru, beyazı ömrü hayatlarında görmedikleri kadar parlak parlayıp bitiveriyordu oracıkta. Dumanı son kez kor olmuş şekliyle aydınlatıp, seçilemez karanlığın içine kaybolup gidiyorlardı goncalar, güller, papatyalar. Orman bitirecekti kendini bu sefer; yaktıkça yakıyor, kilometrelerce uzaklarına kadar eriştirmek istiyordu ateşlerini. Hava bitsin ,yakacak tükensin umrunda değil. Sanki boşluğa bıraksanız onu da yakacak kadar kızgın görünüyordu alevler. Zamanında hayat üzerine hayat veren; ağacın yeşillerini, kütüklerini kahvesini, menekşelerinin morunu ayrı ayrı koruyan ormanın öfkesi hayret vericiydi… 
Hal böyle iken zamanında güldür gürül akan suların yanında yaşayanlar canlarını kurtarmak için kaçıyorlar. Eğer kaçmazlarsa orman kovuyordu onları. Ateşe veriyordu bir parçasını daha, kolaydı artık orman için yeşillerini yakmak; mor menekşelerinin üzerindeki korları gördükten sonra. Varsa söndürecek kadar suyu olan gelsin söndürsündü onun için artık. Öyle girip bir karış çimen üzerine papatya çıkarmakla olmuyordu. Sularının yanında yaşayanlar ona 4 kova su ayırınca olmuyordu. Ağaçlarından kuru dalları koparıp yeşil çimlerin üzerinde yakmak olmuyordu. Menekşelerini koparıp bir kitap arasında kurutarak olmuyordu. Koca koca binalarıyla sularının rengini bozmakla olmuyordu. Fidanların daha yaşken sökülmesi olmuyordu, olmuyordu işte. Onu söndürmüyordu bunlardan sonra atılan 4 kova su. Bitirmiyordu doğa ananın ormana, ormanın renklerine öfkesini. O zaman yakacaktı, yandığından bir haber olana kadar; kül edecekti gövdelerini, parçalayacaktı bütün güzelliklerini, zaten başka orman yok mu ki? Onun suyunda yaşayanlar başka dereler bulamayacaklar mıydı? Bütün bu yakarışlar, su atışlar, söndürmeye çalışmalar, hep başka bir yer bulana kadardı. Hele bi bulsunlar ondan sonra ancak çıkan dumanlara, kül olan yerlere bakarak “üzücü.” demek olacaktı tüm yapacakları. Kim gelip bir fidan dikerdi ki, kim beklerdi ki çimenlerinin tekrar çıkışını, kim koyardı boynu bükük menekşelerin yanına yenilerini. Kim bekleyecek? Kim tekrar gelip konacaktı sularına? Bir kere alevleri gördükten, tenini yaktıktan sonra kim?

Ama orman biliyordu cevabı aslında. Evet… Biliyordu orman… Gündüzün geceye geçerken batırdığı güneş değil, onun yerine zorla çıkan ay da değil, onu göremeyen uzaktaki yıldızlar da değil… Ne sularında yaşayanlar ne de koruduğu menekşeleri değil… Cevap… Kimseydi. Kimseydi yanan bir ormanı söndürecek, fidan dikip, çiçek koyacak, sularında çimler çıkartacak. Kimseydi yangın sönene kadar bekleyip, köz köz toprağında yatacak. Kimseydi onun bu çağ yangınını söndürecek… Onun bu ateşi ancak kendi bitince sönecekti… Orman “Kimse” olunca sönecekti.  “Kimse”  olunca ancak…

 Hikaye Birahanesi</description>
      <pubDate>Mon, 17 Jul 2017 19:01:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/kimse</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Gri Şehir Siyah Uçurum</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/melankoli</link>
      <description>İçi boş, gri ve yıkıntı haldeki son sokağın sonunda onu da hiçliğe dağıtıp bitirecek şehrin kayboluşunu arkasında bırakmıştı. Kötü haber ise bu yok oluştan kaçarken önünde de gidecek bir yol kalmamış olmasıydı. Bir uçurumun başına çıkmıştı yürüdüğü son sokak. Biraz etrafa bakınınca da uçurumun uçurumdan öte zeminsiz bir kuyuya benzediğini anlayabiliyordunuz. Karanlık bir düşüş... &quot;Buradan atlamak pek akıllıca olmaz.&quot; diye düşündü kendi kendine. Gri şehrin sonundaki siyah uçurumun kıyısı boyunca yürümeye başladı böylece.

Bu sefer yavaş adımları onu hiçbir yere götürmeyecekti. Şu an sağ tarafında bir hiçlik, Sol tarafında bir hiçlik vardı. Birini seçse kaybolacak, diğerini seçse kaybolacaktı... &quot;Acıklı.&quot; diye fısıldadı kendi kendine. Ağlayacak gibiydi ama bir şey engelliyordu onu. Belki de kendini tutuyordu ağlamamak için. Tam anlayamıyordu zaten anlamakta istemiyordu açıkçası. Boşluğun içinde kalmış şehrin gökyüzü güzeldi en azından. Uçurum gibi simsiyahtı fakat bilim kurgu filmlerinden çıkma mavi plakaları seçebiliyordunuz. Birazda kutup ışıklarını andırıyorlardı, nazikçe hareket ediyorlardı hiçliğin ortasında.

Yavaşça yere oturdu. Gri toprağın üzerindeki gri çimlere dokundu. Ne kadar gerçekti, acaba şehrin bu kısmı ne zaman yok olacaktı... Bir saat belki de 2 kim bilir belki 10 dakikası kalmıştı. Bu düşünceyle birlikte yere uzandı, mavi plakaları izlemeye başladı mum ışığı gibi titriyorlardı. Uzun, uzun baktı siyahlığa, maviliğe, yok oluştan kaçış yoktu gerçekten. Bomboş hissediyordu kendini, derin bir üzüntü duyumsayabiliyordu biraz. Kollarını alnının üzerinde birleştirdi. Yavaşça tebessüm etti.

 &quot;Sanırım bu melankoli&quot;. 

 Hikaye Birahanesi</description>
      <pubDate>Tue, 21 Mar 2017 18:29:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/melankoli</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Ben Kimim?</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/ben-kimim</link>
      <description>Aklınızdaki tek soru &quot;neden?&quot; ise ,
Aklınızdaki tek soru &quot;neden?&quot; değildir.
Normalde saçma gelirse bir şey,
Aslında hiçte saçma değildir.

Gördüğünüz en sıradan şey aşk,
Göremediğin nacizane tek şeydir.
Yoksa, seni şuana kadar büyüten
Dünyanın,sana borcumu var sandın!

Gördüğün insanlar var mı sandın?
Senin adın ,adın olduğu için mi var?
Ya sen? Kesin sende varsındır...
Kesin bide hayattasındır.

İstanbul yenilmek için mi var?
İzmir zaten yenilmiş mi yoksa?
Yoksa denizne bakarken mi boğulmuşlar
Beni boğan dalgalar?

Beni boğan dalgalar kalmış mı?
Kalmasını mı istemişim yoksa?
Aynada hergün baktığım çirkin yüzü
öldüremediler mi sonunda?

Ama merak etme sen kesin varsındır(!)
Adında adın olduğu için vardır.
Aşkın aşık olduğun içindir.
Zaten bide hayattasındır.

Aşık olduğun yerleri tek başına
Hışımınla dolaşmışsındır...
Kimsesiz parklarda cam kırıkları aramışsındır.
Koluna girdiği yerlerde ki,
Küçük menekşeler solmuştur.
Sana düşman, sevimsiz bank sökülmüştür oradan.
Başka bir sevimsizde yerini doldurmuştur.
Maşuk halinle kalmışsındır.
Artık yoktur bir cevabı,
&quot;Bu sen misin?&quot;dir.Tek yanıtı.

Bu sen değilsen, sen nedir o zaman?
Çok mu cazip geldi ölümün tatlı boşluğu?
Sakladığın tek hazinen bulundu mu?
Yoksa artık onunda mı manası yok?
Yoksa olamadın mı sen?
Köreldi mi hislerin?
Bitti mi gençliğin?
Ya çocukluğun?
Ya yetişkinliğin?

Yok mu yağmurun altında Emirgana yürüdüğün bir sahanen?
Yok mu bulduğunu sandığın Makes Hanım?
Yok mu dönmeyeceğin bir yer beğenen?
Yok mu kovduğun halde aşık olan Aysel Hanımın?
Kesin olmasını beklememişsindir ama,
Kesin vardır bir hikayen,
Kesin ellerinden kaymamıştır gençliğinin son hisleri,
Kesin çok mutlu olmuştur o,
Kesin hiç nihayetine ermesini istememiştir o konuşmanın,
Kesin bencilcedir...
Kesin varsındır...
Kesin...
Kes...Artık...Kesin...

 Hikaye Birahanesi</description>
      <pubDate>Wed, 15 Feb 2017 18:20:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/ben-kimim</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Ait</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/ait</link>
      <description>Gecenin karanlığında ay ışığının yeteri kadar aydınlatmadığı o karanlıkta ki görüntüler.Büyük meşe ağacının fazlaca büyümüş dalları ve heryana saçılmaya hazır yaprakları ile bezenmiş olmalıydı gökyüzü onun için, yıldızları örten bir gökyüzü olmalıydı onun için o ağacın altında.Belki de görebiliyordu birkaç yıldızı meşe dalları ardından, yoksa neden orda dururdu ki? Neden göğü göremediği bir yerden yıldızları izlemeye çalışırdı ki,saklanmak için mi, yoksa sığınmak mı?Zaten ay ışığından daha parlak, yere kadar uzanan beyaz saçları bir meşenin ardında kaybolmasına izin verirmiydi gecenin karanlığında.Ay kıskanıyordu belki saçlarını ,kendi tiyatrosunda sahnesini çalan bir yabancı istemiyordu,ama biliyordu ki yıldızları ondan alamıyordu, belki de kız bu yüzden meşenin altında gizleniyordu, ay kıskanmasın diye, başrölü istemiyordu muhtemelen o yüzden sakince girivermişti meşenin altına , Ay da kız kayboldu sanıverdi.Ama böyle olsa da kız halen evinde değildi gecenin tiyatrosunda başrölü istemesede sahneden inmemişti...Bu neden di acaba? Ağacın kovuğunu yalnız bırakmak mı istemiyordu yoksa, yalnızlığın şevkatini yaşamak için burayı mı seçmişti yoksa? Belki de yıldızlar içindi.Onlarla ancak geceleri birlikte oluyordu, şımarık aydan gizlice bu ağacın altında buluşuyorlardı.Yıldızlar beyaz saçlarını ışıldatan,alev renkli kurdelesini karanlıkta cayır cayır yakan ışıklarını hediye ediyorlar, karşılığında kızın sarıya kaçan kahverengi gözlerini alıyorlardı bir kaç saatliğine.Evet, böyle olmalıydı, o gözlerin pür dikkatli bakışları için bunu yapıyorlardı,o bakışların bedeli ancak bu olabilirdi.Kız ne düşünüyordu acaba bu konuda?Bakışlarının yıldızların parıltısına eşdeğer olması konusunda...Belki de mutluydu,belki ona neşe veriyordu, ama kız gülümsemiyordu ki!..Belki de huzurdu hissetiği,ait hissediyordu belki,hafif buruk ifadesi ondandı muhtemelen.Ait hissedeceği yer burasıydı demek ki, Onu aydan saklayan meşenin altında yıldılarla bakıştığı bu noktaydı, saçlarının göz aldığı, kırmızı giysilerinin ise yaktığı bu nokta...İlginç ben de mi buraya ait hissediyordum yoksa?Yoksa onun yanında olursam tam mı olacaktım ben artık?Yoksa kaybolup gidecekmiydi gecenin gösterisi benim varlığımla?Muhtemelen bir rüyaydı bu gördüklerim,ben bu manzaraya nasıl ait hissedebilirdim ki,ben ki hiç ait hissetmemiş ve hissedemeyecek adam... Nasıl olmuştu bu? Aidiyet insanlığın yarattığı bir fanteziden ibaret değilmiydi yalnız kalmamak için yaratıkları.Onların boşluğa düşmesini engelleyen körpe bir tampondan ibaret değilmiydi,ulaşılması imkansız değilmiydi,senin olması imkansız değilmiydi,dokununca solan bir kelebek,odun ateşinin son demi, aşkın öldüğü nokta değilmiydi? O zaman neden bana bu manzarayı veriyordu tanrı, artık sıkılmamışmıydı bana ulaşamadığım şeyleri göstermekten...Ben ait hissedebilirmiydim ki? Gerçekten mümkünmüydü bu...

Yoksa...Kız...Bana...Bakıyordu...Yanıma geliyordu.Yıldızlarla paylaştığı gözlerini bana veriyordu hemde karşılığı olmadan.Nazik bir ses duydum kulaklarımda &quot;Yıldızları severmisin?&quot;.&quot;Evet&quot; diyemedim beni elimden tutup meşenin altına sürüklemeye başlamıştı bile.Sakin adımlarla bende girdim meşenin altına bakınca yukarıma gördüğüm şey beni şaşırttı aslında küçük kağıt parçaları asılıydı meşenin dallarına.&quot;Asılı olanlar insanların bu ağaçtan dilekleri&quot;dedi bana.&quot;Yıldızlarla birlikte ne kadar yakın görünüyorlar değil mi insana?..&quot;Evet&quot; diyebildim bu sefer.&quot;Ait hissetmeyi diliyenler olmuştur mutlaka,zaten bir kere aitsizliğini anladığında...&quot; diyip hemen ardından bana bakıp hafifçe tebessüm etti.Evet belkide buydu aitlik...Küçük bir dilek çok istenen ama hep göz ardı edilen...İnsanın boşlukta aradığı son liman.Ararken de habersizce ölümün sularında gemisinin battığı bir dilek.  Hikaye Birahanesi</description>
      <pubDate>Mon, 06 Feb 2017 18:18:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/tekil-eserler/ait</guid>
    </item>
  </channel>
</rss>