<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
  <channel>
    <title>Kahraman - Hikaye Birahanesi</title>
    <link>https://hikayebirahanesi.com/kahraman</link>
    <description>Kahraman evrenindeki son bölümler.</description>
    <language>tr</language>
    <atom:link href="https://hikayebirahanesi.com/kahraman/feed.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/>
    
    <item>
      <title>Tanık</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/kahraman/tanik</link>
      <description>Çocuktum. Çocuktum ve Maria Geçidinin önüne serdikleri şehirde, ablam ile küçük bir evde yaşıyordum. O zamanlar yıkıntılar yoktu tabi ya da her üç adımda bir &quot;şu köşeden çıkan yaratıklar beni öldürecek mi?&quot; diye de korkmazdık. Normal bir şehir vardı şu anki yıkının yerinde. Zengini ve fakiri bol karışıktı; taş yollar, devasa malikaneler yanında geçilmez ara sokaklar, yarım kalmış binalar kompozisyonu; hayatın her yolundan gelmiş birileri bulunurdu şehirde. &quot;Renkliydi&quot; diyebiliriz. Bizim mahalle ise, tabi o da diyebilinirse, küçüktü; öyle şimdiki gibi molozlardan adım atılmaz değildi ama kimse altın varaklı tavanlar altında da yaşamıyordu. İşte küçük iki katlı evimiz buradaydı. Üst katında biz yaşardık, alt katında ise ablam yaşında bir delikanlı. Mahallemizin yumak gibi sokaklarının batısına doğru bir de kule vardı. Maria&apos;ya giden dört büyük yoldan birinin tam üstünde. Bir saat kulesi olacakmış ancak yarım bırakılmış, tabi saati eksik. Tavanı da... Nedense geceleri hiç serseri çekmezdi ama. Muhtemelen kimse neden hâlâ orada olduğunu bilmiyordu. Şehrin siluetinin içinde kısa ince bir çizgiydi çoğu için. &quot;Gitmeye değmez.&quot;; birinci yol üzerinden görünmüyordu belki de...</description>
      <pubDate>Mon, 20 Nov 2017 20:23:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/kahraman/tanik</guid>
    </item>
    <item>
      <title>Kahraman</title>
      <link>https://hikayebirahanesi.com/kahraman/kahraman</link>
      <description>&quot;Hani bazı insanlar vardır, ak sakallıların altın kakmalı kazanlarından fırlamışçasına yaşarlar. Bu kişiler dünyaya kahraman olarak gelirler, tek bildikleri de bu olur hayatları boyunca... Onlar kahramandır. Ya kehanet öyle söylemiştir ya da tanrılar onu özel olarak seçmişlerdir. Bir de bunun ak sakallıların kazanına sonradan düşenleri vardır, her efsanede olur bunlardan ve hep sokak faresidir onlar fakat hikayenin kalanı aynıdır, tanrılar kutsamıştır onu. Bunun böyle olmasının tek sebebi de anlatan insanların böyle istemesidir çünkü kahraman ya en başta bir mucize olarak gelmiştir ya da sonradan bakırın altına dönüşmesi gibi bir mucize ona bahşedilmiştir. Hiç kendi içlerinden çıkmaz kahraman, hep tragedyaların eşiğinden doğar, doğmadığında bir yarı tanrıdır zaten, ama bu sefer değil... Ben basit tüccarın oğlu; ne sokak faresi ne de tanrı adayı... Ben... Ben kahraman olacağım, insanlar bundan neden çekinir bilmem... Korkarlar belki kendi içlerinden bir kahramanın çıkmasından, o zaman efsanelerdeki parlaklığını kaybeder kahraman. Yine söylüyorum ben bir silahtar, çaylak bir alşimist olarak kahraman olacağım. Siz... Siz Maria Kapısından geçemeyeceksiniz. Son kalan insanları Zamansız haline getiremeyeceksiniz. İnsanoğlu yaşayacak basit silahtarlar ve çaylak alşimistler yaşadığı sürece...&quot; Aklından bunlar geçiyordu o an, önündeki Zamansız sürüsüne bakarken. Bir eli kılıcın kabzasını kavramış kınından çıkarmak üzere hazır bekliyor, diğer eli taştan olmuşçasına yumruk şeklinde sıkılmıştı. Anda gözlerine baksanız neyin insanlığı halen ayakta tuttuğunu anlardınız, kadar derindi ki o gözler, o gri gözler, o yanmış evlerin küllerinden yükselen kızıl turuncu közlerle dans eden gözler...</description>
      <pubDate>Sat, 10 Dec 2016 17:53:00 GMT</pubDate>
      <guid isPermaLink="true">https://hikayebirahanesi.com/kahraman/kahraman</guid>
    </item>
  </channel>
</rss>